Katagori : Köşe Yazilari
14.03.2010

Hz Hüseyin (as)’ın Evliliği (1)

Devamı...

17.08.2009

RAHMAN VE RAHİM ALLAH ADIYLA Kulları arasında rızkını ve rahmetini adaletle paylaştıran yüce Yaradan’a hamd olsun. Bugün sizlerce tarihin özlediği, insanların görmeden sevgi besledikleri, Tanıdıklarını zannedip ancak anlayamadıkları bir kişilikten bahsedeceğim. Ben bu muhteşem kişiliğe yalnız imam demekteyim. Yüzyıllar önce gece yarısı tek başına şehirden çıkıp hurmalıklara gidip ağlayan, feryadını içine gömüp nefesi tutulan, aşağılık insanların kulaklarının duyabileceği korkusuyla başını kuyuya daldıran ve ayrılık vakti sevgilisinden ayrılırmış gibi üzüntülü bir şekilde tekrar o hainlerin, vefasızların bulunduğu şehrine geri dönen bir imam. İnsanların, peygamberin sünnetini uyguladıklarını zannettiği, alınlarında secde izi bulunmasına rağmen, mızrakların ucuna Kur’an ayetleri taktıkları zaman bile anlayamadıkları konuşan Kur’an’dan, günümüzde ise adı ile övündüğümüz, faziletlerini ballandıra ballandıra anlatmaktan onun insani yüzünü unuttuğumuz bir Ali’den bahsediyorum. Savaş meydanlarının kahramanı olarak beyinlerimize nakşettiğimiz, kendi dostumuzmuş gibi nesillerimize övünerek aşıladığımız bu kişiliğin tek derdinin anlaşılmamak olduğunu hiç düşündük mü? İmam Ali’nin insanlar tarafından unutulmuş, bilindiği takdirde dahi çokça dillendirilmeyen özelliklerine geçmeden önce, İmam Ali’nin yalnızlığını açıklayan bir konuyu aktarmak istiyorum. 2004 hac görevini yerine getirmek için mukaddes şehirde bulunan, Hüccet’ul İslam Muhammed Sıddıkî şöyle söylemekteydi:

Devamı...

17.08.2009

“Bütün gece uyuyamamıştı. Sükût, yalnızlığına ortak olarak buluşmuştu yaralı yüreğinde. İçinde öyle bir dert barınıyordu ki artık “O”nu saklamaya takati kalmamıştı... Gözyaşına engel olunur mu? Yaşlar sadece gözlerden mi akar? Yürekte hiç mi gözyaşı yoktur? Hangisi daha içli ve acı vericidir? Derdini içinde tutmak mı yoksa onu aşikar ederek sırları yok etmek mi?... Yine gizlice akıyordu yüreğinin gözyaşları derin nehir sularına. Kimse bilmeden, görmeden akmaktaydı kalbinden süzülen yaşlar hasretin düşürdüğü cemreye... Saatler sabaha doğru ilerlerken henüz başlayamamış bir öyküye tanıklık edecekti hüzün güneşi.”

Devamı...

17.08.2009

Bismillahirrahmanirrahim “Ağlayan gözler görüyorum. Talan olan evler görüyorum. Kana bulanan baharlar görüyorum. Diğer tarafta ise, Mazlumların hakkını çalan kirli eller görüyorum...” Dünya’nın her köşesinde zulüm var. Masum çocuklar oyun çağındayken savaş ortamında yetişmektedir. Nedir bu masum çocukların suçu? Sadece çocukların değil, bu masum insanların suçu nedir ki onlara bu elemleri yaşatıyorlar? Yoksa suçları hakkın yanında olmak mıdır? Tarih sayfalarında olduğu gibi hakkı konuşan dilleri susturmaya çalışmalarından mıdır? Fakat bilmiyorlar hakkı konuşan dilleri susturamazlar. Ölüm anında bile hakkı konuşur o dil büyük bir iman ve vefa ile. Evlatlarını yitirmiş analar, anasız-babasız kalmış evlatlar... Her yerde zulüm... Bomba sesleri ile uyanıyor gözler. Nalelerle sarsılıyor kâinat. Buna rağmen çoğusu seyirci kalmaktadır, sükûta karışmış sessiz dalgalar gibi. Ürkek bakışlar arasında kaybolan gam zalime karşı bir öfkeyi doğuruyor. Öfke dolu bakışlar alınan masum canların hesabını sormak istemektedir. Sanmasınlar ki sorulmıyacaktır akan gözyaşların hesabı. Elbet yapılanların hesabı sorulacağı zaman da gelecektir. Tıpkı her şeyin bir zamanı olduğu gibi.

Devamı...

17.08.2009

Kardeş denildiğinde akla genellikle aynı anneden ve babadan dünyaya gelen kişiler gelmektedir. Bu soy-sop kardeşliğinin dışında bir de ayın dine veya dünya görüşüne mensup olmayı ifade eden akide kardeşliği sözkonusudur.

Devamı...

17.08.2009

Fecr suresi- 27-ta 30.ayetinde buyuruyorki يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ (٢٧)ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً (٢٨)فَادْخُلِي فِي عِبَادِي (٢٩)وَادْخُلِي جَنَّتِي (٣٠) EY HUZURA KAVUŞMUŞ NEFS! ONDAN RAZI OLARAK VE RIZASINI KAZANMIŞ BULUNARAK RABBİNE DÖN. HAYDİ GİR KULLARIMIN ARASINA VE GİR CENNETİME Yunus suresi- 62. ayetinde buyuruyorki. أَلا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ يَحْزَنُونَ (٦٢ İYİ BİLİN Kİ ŞÜPHESİZ ALLAH IN DOSTLARI İÇİN KORKU YOKTUR VE ONLAR HÜZÜNLENMEYECEKLERDİR DE. İMAM HUSEYN (A.S) IN KİMLİĞİ İmam Hüseyin (a.s)ın babası Hz. Ali a.s) hz. Ebu talibin oğludur. Annesi de Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in kızı hz. Fatıma (a.s)’ın ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılında dünyaya geldi. Büyük kardeşi İmam Hasan Mücteba (a.s) şehit olduktan sonra Allah’ın emri ve kardeşinin vasiyeti üzerine imamet makamına ulaştı. İmam Hüseyin (a.s) on yıl imamet etti. Yaklaşık altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye’nin hilafeti zamanında en zor koşullar, acı durumlar ve en ağır baskılar altında geçti. Çünkü birinci olarak dini yasalar toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, Allah ve Resulünün isteklerinin yerini almıştı. İkinci olarak da Muaviye ve dostları bütün mümkün yollara başvurarak Ehl-i Beyt’i ve taraftarlarını ezip Ali(a.s)’ın ismini yok etmek istiyorlardı. Ayrıca Muaviye oğlu Yezid’in hilafet temellerini atıp pekiştiriyordu. Halkın bir kısmı, hiçbir usule kayıtlı olmadığından Yezid’in hilafetine razı değillerdi. Muaviye de muhalefetlerin çoğalmasını önlemek için daha fazla baskılara başvuruyordu.

Devamı...

17.08.2009

Bilindiği gibi, Yüce Allah, kendisinin kutsal varlığını ve birliğini bilmeleri, kendisine ibadet ve itaatte bulunmaları için insanları yaratmıştır. İnsanları diğer birçok yaratıklar arasında akıl ve düşünce ile seçkin kılmıştır. Onun için bir insan aklını güzel kullandığı takdirde, kendisini yaratıp da ona düşünüp anlama gücünü veren bir yaratıcının varlığını sezer. Kendisinin ve çevresindeki varlıkların öyle rasgele kendiliklerinden var olmadıklarını anlar. Böylece kendisinde İlâhî bir düşünce doğar ve büyük bir kudret sahibi yaratıcının var olduğu inancına ulaşır. Fakat o Yüce yaratıcıyı hiç kimse şanına uygun bir şekilde bilemez. O\'nun peygamberine uymayan kimse, Allah\'ın razı olmadığı ibadetlerin hangileri olduğunu kestiremez, yaratılış hikmetinin ne olduğunu anlayamaz. İnsanlar arasındaki ilişki ve karşılıklı hakların nelerden ibaret bulunduğunu ve görevlerin ne olduğunu gereği üzere belirleyemez. Nihayet yaratılış gayesinin dışında yürür de bundan haberi olmaz. Cehalet içinde bulunduğunun farkına varamaz. Böylece ebedî mutluluktan yoksun kaldığını anlayamaz.

Devamı...

17.08.2009

Bir ömür sona erer. bir yudum suyun yudumlanması kadar kısa ömürlü olduğunu düşünürüz, bir göz yumup açıncaya kadar. Gelip geçti diye söze başlarız. Efendim! ne kadarda tez geçip gitti, şu dünyadan hiçbir şey anlayamadık, heveslerimiz kursağımızda kaldı. Ve arzularımızı yarım bıraktı. Gibi alışıldık sözlerle geçiştirir bir teselli arar ve aratır ve bir ömrün son tangosu bu türden klasik sözlerle ne yazık ki son bulur. Oysaki o ömrün rampalarında nede zorluklara katlanmıştık,nasılda bir saatimiz bir. Hatta birkaç yıla bedel olabilecek sıkıcı dönemlerden geçmiştik, ne fırsatlar tepmiş, nice nimetlere nankörlük etmiştik. Hani? Neresi kolaymış, bir yudum suyu yudumlamak kadarmış. Evet kolaycılık, çarçabuk unutmak illeti var ya. Hemen her şeyi unutturuveriyor işte. Bedenimize göre iyi bir kamuflaj elbisesi geçirip. Az mı arşınladık şu cihanı? İnsanlara sağ gösterip de az mı sol vurduk ?, yüreğimizde şeytani düsturlar koruma altındayken. Dilimizle ilahi nağmeleri az mı terennüm ettik?. Ve umut kapısından girip umutsuzluk dervazesine az mı yaslandık.? bütünüyle bu sitemler niye ? kime?. Ve neye göre?.

Devamı...

17.08.2009

Geçen gün durakta durmuş minibüs bekliyordum. Beklerken çevreme de şöyle bir göz gezdiriyordum.O an gözüm küçük bir çocuğa takıldı. Sebze pazarının yanında yere dökülmüş çöpleri karıştırıyordu. Yete atılan bu çöpler; manavların tezgahtaki sebze ve meyvelerin içinden kokuşmuş, küflenmiş olanları seçip attıkları çöplerdi. Kokuşmuş portakal, marul .... Gözümü alamamıştım o çocuktan. Üstünü başını inceledim. Başında eskimiş beresi, yırtık pantolonu, giyilmekten perişan olmuş kirli montu, ayağına büyük gelen ancak sürüyerek yürüyebildiği ayakkabıları... Ne kadar da perişan haldeydi. Kolunun altında bir boya kutusu ve bir teneke vardı. Yüzüne ve ellerine ayakkabı boyası bulaşmıştı.

Devamı...

17.08.2009

Güneşin yokluğunda üzerimizi örten örtüye yıldızlar düşüyor Geceye düş.. Düşünü geçmişinin karanlık izlerinden koparabilenlere aydınlık yarınlar düşüyor Zamansız ve mekânsız karambollerde.. Bir ağıtın, gözyaşı ve yasla dizilmiş kara notalarına düşüyor bedenler! Henüz sıralanamamış cümleler bakakalıyorlar ağır ve soluksuz efgan müfrezelerine.. Evler ateşlere ve gökyüzü griliğine emanetken bombalaşma izlerinin Bir kadının çığlığı düşüyor üzerime..

Devamı...

17.08.2009

Yanlışların doğru; doğruların ise yanlış bilindiği bir zamanda bir genç yaşardı. Bu delikanlı diğer gençlerden farklıydı. Onu farklı kılan şey isminin Hadi oluşu ve gözlerine sakladığı derin hasretti. Hasta annesi ile birlikte yıkık bir harabede yaşarlardı. Hadi içine kapanık biriydi. Çok az konuşuyordu. Tek dayanağı hasta annesi idi. Çünkü sahip olduğu bu imanı ona borçluydu. Ve ne yazık ki son günlerde annesinin durumu giderek ağırlaşmaktaydı. Sonunda dünya hayatına gözlerini kapattı. Mescidin yakınlarında ki mezarlıkta onu defnetti. Hadi eve her girdiğinde annesinin yokluğunu derin bir şekilde hissediyordu. Kendi kendine yakınıyordu. Çünkü ona layık bir evlat olamadığını düşünüyordu... Oysa ki durum tam tersi idi. O annesine layık bir evlattı. Bu onun iyi niyetli ve Rabbine sadık biri olduğunu ispatlıyordu... Bu iyi niyeti annesinden ona kalan bir mirasdı aslında. Zira annesi ona çok güzel bir ahlak verdi. Ona sevmeyi, acılara karşı göğüs germeyi, gülmeyi öğretti. Ve takvaya sarılarak, huzur ile kıldığı namaz sayesinde temiz bir yüreğe sahip oldu. İlahi huzurun olduğu tek yerin namaz olduğunu keşvetti sonunda... Annesinin yokluğu ile birlikte Hadi’nin hayatında derin bir boşluk oluştu. Aslında bir boşluğun olmadığını oda biliyordu. Ancak onu dinleyen, yüreği acı çektiğinde başını dizleri üstüne koyup dertleşebileceğı bir “Annesi” yoktu artık... Bundan sonra tek gayesi Şem’e ulaşabilmekti. Yani zulmeti aşıp ışığa ulaşmaktı. Hadi artık pervane gibi üzgün bir yolcuydu. Ölümü her zamankinden daha çok arzular olmuştu. Bu onun için ölüm değil vuslattı adeta.

Devamı...

17.08.2009

Dergahına hasret bu aciz bendenim Masumeden geliyor yüreğim Sevdalıların selamı saklı gizli sinemde Bir tebessüm ver bana Murtezanın Betulünden Hüseynin mazlumyetini görüyorum sende Adının mazlumiyetini kazıdım yüreğime Köreceli gözlerim bahar kokulu türbende Tatlı bir meltem esiyor hareminde Aşıklarını mest etmeye yetiyor misk amber kokun Ey Mihribanlığın gölgesinde yürüyen imamım Vuslatım bitmez sen yokken bu viranede Gurbetimin adı Rıza

Devamı...

17.08.2009

EY SAKİ SANA NİL’DEN SORARLAR DE Kİ, O, KARARMIŞ KALPLER ARASINDA KENDİSİNİ GÖZYAŞLARIYLA TEMİZ KILANDIR. VE SAKİNİN, MAŞUK’U NA VARAN SON DAMLASIDIR ONLARA NİL’DEN HABER VER

Devamı...

17.08.2009

Her şey bir aşura günü vuku buldu onun için. Hava soğuktu. Oysa annesiyle onun yüreği, diğer matem tutan insanlar gibi sıcacıktı. İsmi Abdullah’tı. Yaşı ise on bir. Sahip oldukları toprak evlerinle yaşlı annesiyle yaşamaktaydı. Sabahın erken saatlerinde uyanmıştı annesiyle birlikte. Bugün aşuraydı, herkes gibi oda siyahlara büründü. Aşura olunca herkesi o günün üzüntüsü sarmaktaydı. Oysa Abdullah herkesin aksine heyecanlı ve sevinçliydi. Öyle ki, heyecanından kahvaltı bile yapmamıştı.

Devamı...

22.07.2009

Selam Ey İmam! Kalemin acizliğiyle, sana mektup yazarken, sana olan hasretim gözyaşlarıma eşlik ediyor. Ne kadar da özlemişim meğer seni. Oysa ne kadar da arzu etmiştim senin ziyaretini. Aslında ümidim kesilmişti senden. Ta ki, elime bir kâğıt bir de kalem verilinceye kadar. Bizim gibilerin yapabileceği tek şey bu olsa gerek. Mektup yazıp göndermek. Ama olsun yine de okuyacağına dair bir ümit besliyor yüreğim.

Devamı...


Bu Site Webmasterfrm.net Tarafından Host Edilmektedir.! | İslamiyet | Türkiye
Scritp Tasarım : Anıl ALCI | Edit By Murat KuLoĞLu | Web tasarım msn iletişim: murat@sevirem.de